Andalucia…

Gitar tınılarında, arenalarda, siesta ve fiestalarda Katolik İspanyollar, davul tınılarında, saraylarda ve camilerde Müslüman Araplar… İki ters bi düz, Endülüs…

DÜNYANIN SONU YA DA CEBEL-İ TARIK…
İspanya Avrupa’nın güney ucunda, Endülüs’te İspanya’nın. 3000 yıl önce Fenikeliler Cadiz kolonisini kurmuşlar burada. Dünyanın sonu sanmışlar geldikleri yeri. Cebelitarık Boğazı’na adını veren Tarık dağlarını (kayalıkları) tanrıları Melkart yerleştirmiş, oradan öteye geçmesinler diye. 1. yüzyılda Roma’nın, 4. yüzyılda kavimler göçüyle gelen Vizigot ve Vandalların hakimiyetine girmiş bölge. Böylece Roma döneminde başlayan Hıristiyanlaşma, Vizigotlar döneminde ağırlık kazanmış. Ama Hıristiyan kalamamış. Bundan sonra 1492’ye dek sürecek büyük bir mücadele var İber yarımadasında. Kültürleri ve inançlarıyla yeni gelenler çehresini değiştiriyor İspanya’nın. Müslüman Araplar geliyor…

RECONQUİSTA…
Afrikalı gözü kara bir berberi… İslam fetihlerinin son halkası olan İspanya’nın fatihi Tarık bin Ziyad. Suyun karşı yakasına, Arap ordusunu peşine takmış geçerken boğaza adının verileceğini bilmez. Avrupa’ya ayak bastığında gemileri yaktırdığı söylenir, kimse geri dönmeye kalkmasın diye. Askerlere göz dağı verir, “Arkanızda düşman gibi deniz, önünüzde deniz gibi düşman…”

Endülüs Emevileri’nin İspanya’daki varlığı, 714 yılındaki bu gelişin ardından tam 8 asır sürer. Siyasi tarih, kendi içinde dönemlere ayrılır ve 1492’de son bulur. Medeniyet tarihi ise etkileri bakımından daha uzun soluklu olmuştur. Bilginin, sanatın, siyasetin, İslam hoşgörüsünün altın çağı olarak tanımlanır. Sonu hazırlayan sebeplerse tarih boyunca son bulmuş pek çok medeniyetinkiyle benzer görülür. Sistem tıkanması, ufuk daralması ve tabii en önemlisi Reconquista (yeniden fetih).

İslam medeniyeti, 1469’da kuzeydeki Aragon ve Kastilya krallıklarının güçlerini birleştirmesiyle gerileme ve yıkılma sürecine girer. 1492’de Hıristiyan “Yeniden Fethi” tamamlanır. Yahudiler ve Araplar kovulurken, Kolomb’un Amerika’yı keşif gezisi için de finans bulunmuş olur. Kalanlar sadece Morisk’lerdir. (Hıristiyanlaştırılmış Müslümanlar) İnsanlık tarihinin pek çok devrinde olduğu gibi, burada da perde büyük bir kıyımla kapanır. Halkın Afrika kıyılarına taşınmasına Osmanlı saltanatında bulunan II. Beyazıd destek olur ve din farkı gözetmeden, gelenleri Osmanlı tebaası ilan eder.Günümüzde Endülüs, İspanya’nın güneyinde 8 ilden oluşan özerk bir bölge. Boğa güreşleri ve Flemenko dansıyla öne çıkıyor. Birçokları için İspanya’nın ruhunu tam olarak yansıtan yer. İki kültürün karışımı ise en çok Sevilla, Kordoba ve Granada’da hissediliyor. En büyük sahil kenti olan Malaga’nın costa’ları ise Avrupa sosyetesinin gözdesi.

Kurtuba Camii, Mezquita

Kurtuba Camii (Mezquita)

MUDEJAR MİMARİ…
Endülüs İslam Sanatının temsilcileri, sayıları az olmakla birlikte mimari yapılar. Ahşap oymacılığı ve seramik sanatı örnekleri de yine sınırlı sayıda ama sunduğu estetik ve zarafetle güçlü bir kültürün ürünü olarak ikinci sırada geliyor. İslami dönemdeki iç çekişmeler ve sonrasında İspanyolların gelişi sırasındaki tahribat sayılarının az olmasının en önemli sebebi. Burada sanat, hem İslam aleminin geri kalanıyla ortak özellikler gösteriyor hem de orijinal bir sentez ortaya koyuyor. Bu duruma İslam hoşgörüsünün etkisi çok büyük. Böylece Endülüs’e gelenler, karşıtlıklara rağmen sanata birebir yansımış olan ahengi görebiliyor.

Kent estetiği açısından İspanya’da rakip tanımaz denilen Sevilla (İşbiliyye) yeşil bir kent. Tarihte Müslüman İspanya’nın başkenti olmuş. En dikkat çekici yapı San Maria Katedrali’nin görkemli çan kulesi, aslında 1184’de aynı yerde yapılmış olan Emevi camisinin minaresi. Gotik katedral 15. yüzyılda yıkılan büyük caminin yerine yapılmış. Katedralin yakınındaki Alcazar Sarayı da tıpkı katedral gibi gotik sanat etkili bir yapı. 12. yüzyılda yapımına başlanmış, Hıristiyan idaresinde tamamlanmış. Alcazar’ın dış surlarının bir parçası olan tuğladan on köşeli Altın Kule (Torro del Oro) ve Guadalquivir Nehri de kente estetik görünüm kazandıran diğer güzellikler.

Sevilla, Altın Kule (Torro del Oro)
Sevilla, Altın Kule (Torro del Oro)

Endülüs sanatının İspanya’da bıraktığı en önemli yapı ise Kurtuba Ulucamii. (el-Mescidü’l-Kebir) Dünya camileri içinde de özel bir yere sahip. Yeniden fetih hareketiyle ortasına bir şapel ilave edilerek bugünkü Kordoba katedraline çevrilmiş. Dünya Mirası Listesi’nde bulunan camii, çift kemerli sayısız sütundan oluşuyor ve tamamı 2 hektarlık bir alan kaplıyor. Ortadaki katedral kısmının ağır resim ve insan figürleriyle, camii süslemeleriyse tam bir kontrast oluşturuyor.

Tuleytula’daki (Toledo) Babü Merdüm Camii(El Cristo de la Luz) ise ulu cami kadar heybetli olmamakla birlikte, 10. yy’dan Yeniden Fethe kadar cami olarak kullanılmış ve o dönemden bugüne bozulmadan ayakta kalan tek yapı. Kordoba’nın 5 kilometre dışında ki Medinetüzzehra Sarayı, saray mimarisinin hem ilk hem de kısmen korunabilmiş önemli bir örneği. Devlete ait kararların alındığı sarayın kalan kısımları restore ediliyor. Kordoba, Avrupa’da ilk sokak lambalarının yandığı şehir olarak biliniyor.El Hamra Sarayı ise tüm dünyanın dikkatini Granada’ya çeken en yetkin saray mimarisi örneği. Dünya mirası olan saray, kızıl anlamına gelen adını dış duvarlarında kullanılan kırmızı-kahverengi tuğladan almış. Dünyanın hiçbir yerinde “Allah” lafzının kemer, kubbe sütun ve duvarlarda bu kadar çok kullanıldığı ikinci bir yapı yok.Granada aynı zamanda İspanya’nın en eski ve en büyük arenalarından birine de ev sahipliği yapıyor. Plaza de Toros, Neo-Klasik tarzın mükemmel bir örneği.

Müslüman ve Hıristiyan sanatçıların birlikte meydana getirdikleri, İslam Sanatının Hıristiyan Sanatına uygulanmış biçimindeki sanat uslubuna ise Mudejar (Müdeccen) deniyor. Genel hatlarıyla Endülüs İslam sanatının devamı niteliğinde ve Gotik sanatıyla Arap motiflerinin birleşiminden doğmuş.Mudejar sanatın örnekleri için, Burgos’ta Las Huelgas Manastırı ve Zaragosa’daki Seo Kilisesi dikkat çekici tezyinatlarıyla görülebilir . Aynı etkiyi camiden kilise ya da katedrale çevrilmiş yapılarda da görmek mümkün.

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ, İSPANYA MÜSLÜMANMIŞ…
İlk başlarda Abbasi ve Fatımi baskısından kaçan siyaset ya da bilim adamlarının son durağı, kaçaklar yurdu olmuş Endülüs. Daha sonra gelişen yüksek uygarlık, beraberinde rahat bir ilim ortamı oluşturmuş. İslam dünyasının en büyük ve en ünlü felsefecileri bu topraklarda yetişmiş. Hamleci gücünü doğuda kaybeden İslam medeniyeti yeniden canlanma ve Avrupa Rönesans’ına etki sürecine girmiş.

İnsana “Mikrokozmoz” anlayışıyla yaklaşan İbn Bacce, ilk felsefe romanını “Hay bin Yakzan”ı yazan İbn Tufeyl, Ortaçağ’ın en büyük Aristo yorumcusu İbn Rüşd ve kendisinden sonraki tüm zamanları etkileyen İbn Arabi en çok tanınmış olanlar. Farklı yorumları ya da karşıt görüşleri olsa da, aklın yolu bir. Hepsi madde ve manayı dengede tutmanın yollarını öğretmeye çalışıyor, bu yol gösterici tavırları en iyi biçimde İbn Tufeyl’in tasavvufa mesned olan ifadesinde yerini buluyor, “İki alem “kuma” gibidir, hangisinin gönlünü yapsan diğeri gücenir”…

İlk gelen Müslümanlar, Hıristiyan halk karşısında küçük bir azınlık olarak çoğunluk içinde eriyip yok olmaktan korkmuşlar. Bu nedenle en çok mescid ve küttab (Kuran öğretilen okullar) inşa etmişler. İnançlarına ve kültürlerine sahip çıkarak başarılı olmuşlar. Eriyip yok olmadıkları gibi hakim din kılmışlar inançlarını. Fetihten elli sene sonra Kurtuba’daki mescidlerin sayısı 491, iki buçuk asır sonra yaklaşık 4 bin.Endülüs medeniyeti, Selçuklu son dönemi ve Osmanlı yükselişiyle eş zamanlı. Avrupalı, Ortaçağ’ın sonlarında doğuya dönse İslam, batıya dönse İslam.

EN KATOLİK KATOLİKLER…
Bugün, güneydeki Andalucia bölgesi dahil tüm İspanya, Juan Carlos liderliğinde Katolik bir krallık. Bölgesel milliyetçiliğe, gelenek ve karakter farklılığına rağmen “İspanyol yaşam tarzı” denilen bir yaşam şekli var. Aileye, iyi yemeğe ve şaraba düşkün, neşeli, konuşkan, mücadeleci ve nazik İspanya’da 40 milyon nüfusun %94’ü Katolik ve Roma Kilisesi’ne bağlı. Ancak kilisenin yönetim üzerindeki etkisi uzun zaman önce sona ermiş. Geleneksel olarak kilise ve devlet arasında ilişki sürse de yasalar kilisenin onaylamadığı pek çok madde içeriyor. Eşcinsellerin haklarını güvence altına alan yasalar buna en iyi örnek. Yanı sıra inançların toplum bazında gündelik hayat içine yansıması da giderek azalıyor. Kiliseler İspanyol gençlerin içinden rahiplik mesleği için aday bulamıyor ve Latin Amerika’dan rahip ithal ediliyor. Yine de nüfusun %20’si düzenli Katolikler olarak inanç ve ritüellerine sahip çıkıyor. Belli ritüellerse kiliseye düzenli devam etmeyen aileler tarafından bile geleneksel anlamda sürdürülüyor. Pek çok İspanyol aile çocukların komünyonu için 2000 euro’dan fazla para harcıyor. Ülkede tarihi kilise ve katedral bakımından büyük bir zenginlik var. Bu mekanlara girerken kıyafetlerine özen gösteriyorlar ve aynı kuralları gelen ziyaretçilere de uyguluyorlar. En kutsal yer ise kuzeydeki Galiçya bölgesinin başkenti Santiago de Compostela. Burası 9. yüzyıldan bu yana (Aziz Yakub’un mezarının bulunduğu iddia ediliyor) hac merkezi ve Hıristiyanların 3 kutsal şehrinden biri.

Ülkedeki Müslümanların durumuna gelince… 1992’de İspanyol hükümeti, ülkedeki İspanya İslam Komisyonunu resmen tanıyarak Müslümanlara bazı haklar tanımış. Pek çok büyük şehir ve kasabalarda camiler, mescidler var. İbn Rüşd adına bir İslam Üniversitesi , Madrid’de İslam Kültür Merkezi faaliyet gösteriyor. Resmi rakamlara göre ülkede İslam kimliğini açıkça ortaya koyan 600 bin Müslüman var. Yaşamlarını kolaylaştıracak pek çok düzenleme yapılmış, uygulama noktasında da pek fazla sorun yaşanmıyor.

aSEVILLA FLAMENKO 2

KASTANYETLER ÇALSIN, ETEKLER SALLANSIN…
Flamenko, Endülüs halk müziği eşliğinde yapılan dansın adı. İspanyol kadının halka küpeleri ve topuzuyla, katlı etekleri ve topuklu ayakkabılarıyla bu danstaki duruşu kült bir görüntü. Günümüzde ise İspanyol kadının giyim tarzı Avrupa’nın geri kalan bölgelerinden farklı değil, dolayısıyla geleneksel de değil. Bakımlı olmak önemli fakat abartılı değiller. Ruslardan sonra bakım ve makyaj malzemesine en çok yatırım yapan İspanyol kadınlar. Danslarda yaşayan geleneklerde İspanyol kadının öne çıkan kimliği dominant. Önceleri evle sınırlı olan baskın kimlik, günümüzde her alanda kendisine yer açmaya çalışıyor.

Sevilla’daki Endülüs Kadın Enstitüsü verilerine göre, Endülüs Bölgesi’nde çalışan her 10 kişiden 4’ü kadın, 6’sı erkek, üniversiteye başlayanların %52’si kadın, %48’i erkek, üniversiteye başlayan kadınların diploma alma oranı ise %60. Ayrıca İspanya genelinde 16 yaşına kadar zorunlu eğitim var.
Üyelik süreci sayesinde AB’nin beklentilerini karşılamak adına eşitlik yolunda atılan adımlara gösterilen direnç daha kolay kırılmış. Adaylık ve üyelik süreci İspanya’ya AB’nin maddi imkanlarından faydalanma, Avrupa Sosyal Fonundan ciddi maddi yardımlar elde etme şansını vermiş. Özellikle Kadın Enstitüsünün merkezde ve bölgelerde yürüttüğü programların gerçekleştirilmesinde Avrupa Sosyal Fonu’nun katkısı yüksek.

Endulus

Binbirgezi, Endülüs

İspanya biraz Salvador Dali, Pablo Picasso, Cervantes, biraz gitar, davul, Gipsy Kings, Penelope Cruz, biraz Müslüman biraz Katolik, biraz Akdenizli biraz Avrupalı…
İspanya Akdeniz çanağında karışık bir sos

Adios…

Jülide Bozcu

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s