Yemen, Gündüz Düşleri

Eski kente Babu’l Yemen’den giriyorum. Uzun elbiseli erkeklerin dizildiği bir meydan burası. Bellerinde kuşandıkları süslü hançerler. Kalabalığın arkasında dört, beş katlı kerpiç binalar yükseliyor. Toprak renkli kentin, beyaz elbiseli adamları sohbet ediyorlar meydanda. Bir filmin içine yanlışlıkla girmiş olmalıyım.

Meydanı geçip, önüme gelen ilk sokaktan içeri dalıyorum. İnce uzun binalar yükselerek güneşi tutuyor. Rahatça yürüyorum. Ahşap kapıların güzelliği durduruyor beni. Binaların pencereleri küçücük, beyaz çerçeveli. Kapkara gözlü bir çocuk el sallıyor bana yukarıdan. Dantel gibi işli minicik pencereden bakıyor. Kentin dokusuna uygun insanların giysileri. Uzun entarili Zeydiler yürüyor yollarda. Bazıları el ele tutuşmuş. Sadece gözleri görünen siyah çarşaflı kadınlar geçiyor yoldan. Sakallarına kına yakmış bir adam, aynı renkteki kızıl çayını yudumluyor.

Ezan sesinin geldiği camiye doğru götürüyor adımlarım. Upuzun taştan duvarların gölgesinde yürüyorum. Avluda dikdörtgen taştan bir yapı. Kabe gibi siyah değil ama. Buranın kutsalı toprak renkli. Tüm kentin dokusuna uygun. Beyaz kubbesi var. Birkaç kişi etrafında oturmuş dua ediyor. Bazılarının elinde Kuran. İçerisi oldukça kalabalık. Kırmızı halının üstünde yaşlılar oturuyor, beyaz kemerlere yaslıyorlar sırtlarını. Namaz başlıyor.

Camiden çıkınca gat satılan ince uzun sokaktayım. Yerlere çömelmiş satıcıların ellerinde gat dalları. Kalabalık azalmış, birkaç kişi son kalan yaprakların arasından en iyisini seçmeye çalışıyor. Mallar tükenip, gat çarşısı kapanıyor. Komşu ülkelerde külliyen yasak olan gat dalları burada kapış kapış gidiyor. Son torbayı da siyah çarşaflı bir kadın alıyor. Sokak ıssız şimdi, yerlere atılmış poşetler, izmaritler dışında bir şey yok.

Kent öğleden sonraları başka bir çehreye bürünüyor. Artık gat ayini başlayabilir. Yeşil yapraklar dallarından koparılıp, yavaş yavaş ağza alınıyor. Gözler zaman geçtikçe biraz daha kısılıyor, yanaklardan biri büyüyor, sonunda kocaman oluyor. Kimileri sadece kendilerinin ve mallarının sığdığı minicik dükkanlarında, kimileri de duvar diplerinde. Herkes gatını çiğniyor. Birkaç yaprak da ben alıyorum, acı geliyor tadı. Tüm şehir ayine kaptırıyor kendini. Kahve, baharat, tütsü kokuyor sokaklar. Doğu kentlerinin mistik kokuları, çarpıcı insan manzaraları, binbir gece masalları. Yürüyorum. Hurmalar parlıyor tezgahlarda. Hançerlerin metalleri patlıyor kızgın gün ışığında. Rengarenk kumaşlar gösteriyor kendini sarkan askılarda.

Kalabalıklar sessizce dolduruyor güneşin çokça gezindiği eski meydanı. Herkes başka bir boyutta şimdi. Görüntü inanılmaz. Kısılan gözler birkaç saat sonra hava kararırken açılacak, şişen yanaklar sönüp eski haline gelecek.

Geçen geldiğimde seninle geldiğim kahveye yöneliyorum. O günü yaşıyorum tekrar.

Bellerinde süslü cembiyeleriyle sedirlere uzanmış erkeklerin arasından geçiyoruz. Birkaç kişinin dizi dizi sıralandığı daracık terasta zorlukla yer bulup, yanlarına oturuyoruz. Oradan şehrin kapısını seyrediyoruz gün batarken, yanakları gatla şişmiş kahve arkadaşlarımızla. Neşeyle gülüyoruz, kirden gözükmeyen bardaklarla bol şekerli çayımızı yudumlarken.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s