MAYIS


EŞ ZAMANLI TARİH OKUMALARI III
1800-2000 TARİH ARALIĞINDA AVRUPA

Fransa (1800-2000)

Fransız Devrimi (1789-1799)

Fransa’da monarşinin devrilmesi ve cumhuriyetin kurulması için gerçekleştirilen girişim. 1789’da halkın Bastille Hapishanesi’ne hücum etmesi ile başlayan, XVI. Louis (1754-1793) ve eşi Marie Antoinette’in  (1755-1793) giyotinde idamı ile sonuçlanan süreç hem Avrupa hem de dünya tarihi açısından dönüm noktasıdır. Fransız Devrimi’nin sonuçları evrensel olduğu için Yeni Çağ’ın kapanışı ve Yakın Çağ’ın başlangıçı olarak kabul edilir.

Fransa Devrimi ile halkların egemenliği gündeme gelir. Tanrı’nın gölgesi olarak kabul edilen imparatorların varlığının mutlak olmadığı anlaşılır. Halkların söz sahibi olmasıyla milliyetçilik siyasi bir karakter olarak ortaya çıkar ve dönemin çok uluslu devletlerinin zayıflamasına katkı yapar.

İhtilalin düşünsel hazırlayıcıları… Montesquieu (1689-1755), Jean-Jacques Rousseou (1712-1778), François-Marie Arouet (1694-1778)

Fransız Devrimi’nin Generali Napolyon Bonapart (1799-1804)

Fransız Devrimi’nin başarıya ulaşmasında  ve  imparatorun tahttan indirilmesinin ardından yaşanan Direktörler döneminde büyük yayarlılıklar gösterir. 1798’de İngiltere anakarasının istilası ile görevlendirilir. Denizlerde üstünlük sağlamadan İngiltere’ye karşı başarılı olunamayacağını anlayan Napolyon dolaylı bir strateji izlemeye karar vererek Mısır’I işgal eder (1798).  Yönünü Suriye tarafına çevirdiğinde ise Akka’da Cezzar Ahmet Paşa (1750-1804) tarafından ilk yenilgisine uğratılır.

1799’da konsüllük idaresi kurulur. Birinci konsül Napolyon Bonapart olur. Reform ve yasa çalışmaları gerçekleştiren Napolyon halkın da desteğini alır.1801’de İtalya anakarasını topraklarına katarak gücünü pekiştirir. 1803’te İngilizlerin savaş ilanı gelir ve Napolyon İngilizler karşısında başarılı olamaz. 1804’de kendisini imparator ilan eder. Halkın desteğini günden güne kaybeden Napolyon, Ruslara karşı da başarılı olamamasının ardından bir hükümet darbesini savuşturmayı başarmasına rağmen 1814’te Elba adasına sürgün edilir. 1815’te sürgünden kaçarak yeniden tahta oturmayı başaran Napolyon aynı yıl Waterloo Muharebesini kaybedince, Amerika’ya kaçmayı düşünür. Başaramayınca İngilizlere teslim olur. 1821’de 51 yaşında ölür.

Temmuz Devrimi 1830

X. Charles anayasayı askıya alarak yine halk yığınlarının tepkisini çeker. İlgiyi dağıtmak için de Cezayir’e asker çıkararak Fransa’nın Afrika kıtası üzerindeki sömürgecilik tarihini başlatır. Devrilir ve sürgün edilir. Temmuz Devrimi ile Fransa’da yeniden cumhuriyet rejimi denenir. 1830’da tahta çıkan Philippe tarafından anayasa yeniden askıya alınır. Fransa’da bu süreç Almanların I. Dünya Savaşı’nda Fransa topraklarına girmesine kadar devam eder.

I. Dünya Savaşı’ndan da, II. Dünya Savaşı’ndan da galip taraf olarak çıkmasına karşın Fransa büyük bir insan kaybına ve maddi zarara uğramış, Avrupa’daki toprakları her iki savaşta da yer yer ya da tümüyle Alman güçlerince işgâl edilmiştir.

Vichy Fransası (1940-1944)

II. Dünya Savaşı sırasında Vichy kentinde kurulan, Almanlar ile işbirliği halinde bulunan kukla Fransız devleti.

1958’de Fransızlar 5. kez cumhuriyet ilan eder. 1959’da Charles de Gaulle’ün başa getirildiği süreç günümüzde hala devam etmektedir.

1962’de Cezayir’in Fransa sömürgesi olma hali sona erer.

Günümüzde Fransa 64 milyonluk nüfusu ile BM, AB, NATO, G8 ülkeleri arasına dahildir. Avrupa’nın en fazla turist çeken ülkesidir. 2007’de cumhurbaşkanı seçilen Nicolas Sarkozy, 23 Nisan 2012 tarihi itibariyle yerini François Hollande’a bırakmıştır.

Birleşik Krallık (1800-2000)

Sanayi Devrimi

16. yy’da nüfusu artmaya başlayan Birleşik Krallık kurduğu sömürge imparatorluğu sayesinde sömürgelerinden taşıdığı hazinelerle zenginleşir. 1763’te James Watt İskoçya’da buharlı makineyi bulur. Makinelerin geliştirilmesi, sayılarının arttırılması ve 1825’te ilk kez lokomotiflerde kullanılarak hayata dahil edilmesiyle Sanayi Devrimi başlar. Sanayi Devrimi’nin en büyük katkısı Avrupa’da sermaye birikiminin oluşmasıdır. 1850’lere kadar İngiltere’nin tekelinde olan Sanayi Devrimi daha sonra tüm Avrupa ve ABD’ye yayılır. Toplumlar içinde işçi sınıfları en geniş kitle haline gelir. Çalışma koşulları ağır olan ve oy hakkı olmayan işçiler bilinçlenmeye başlar. Gelişmeler sosyalizmin ortaya çıkışını hazırlar. Yanı sıra nüfus artışı ve kentlerde yığılmaya başlayan nüfus ile ülkelerde büyük sosyolojik değişimlere sebep olur. Avrupa’da Rönesans ve reform hareketleri ile başlayan ve bu dönemde ‘’Aydınlanma Çağı’’ ile devam eden düşünsel alandaki gelişmeleri de etkilemiştir.

Birleşik Krallık I. Dünya Savaşı’ndan (1914-1918) zaferle çıkar. 1922’de İrlanda ayaklanarak Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını ilan eder. 1936’da Mısır bağımsız olur.

Büyük Bunalım

1929-1930’da dünyada çok büyük bir ekonomik buhran yaşanır. Avrupa’yı merkez alan bunalım özellikle sanayileşmiş ülkelerde yıkıcı etkiler bırakır.

1939-1945 aralığında II. Dünya Savaşı’na da dahil olan Birleşik Krallık bu savaşı da kazanan tarafta bitirir.

1947’de Hindistan ve Pakistan bağımsız ülkeler haline gelir. 1948’de Birleşik Krallık Filistin’den geri çekilir. Bu durumu 20. yüzyıl boyunca İngiliz sömürgesi olan pek çok ülke takip eder.

Kraliçe II. Elizabeth 1952’de babası Kral VI. George’un yerine tahta geçer, 2 Haziran 1953’te taç giyer.

Sir Winston Churchill

İngiliz tarihinin en bilinen devlet adamlarından biri olan Winston Churchil 1895’te Muhafazakar Parti’de siyasal kariyerine başlar. Çeşitli görevleri yerine getirdikten sonra 1940’de Birleşik Krallık Başbakanlığı’na kadar yükselir.  II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa ülkelerinin birleşmesini sağlayan NATO, Avrupa Konseyi gibi kurumların oluşması için büyük çaba gösterdi. 1951 seçimlerinde tekrar iktidara geldi. 1955’te görevlerini devrederek siyasetten çekilir. 1965’te 91 yaşında ölür.

Almanya (1800-2000)

1814’te Napolyon’un tahttan indirilmesinin ardından Viyana Kongresi’nde alınan bir kararla Alman Konfederasyon’u kurulur. Konfederasyon 39 bağımsız Alman eyaletinden oluşur.1949’da ilk anayasa hazırlanır. I.Wilhelm 1862 yılında, başbakanlığa Otto von Bismarck’ı atar. Yapılan ulusal düzenlemelerin sonunda modern Almanya 1871’de kurulur. 1884 Berlin Konferansı’nda alınan kararlar gereğince de diğer Avrupa ülkeleri gibi sömürgeler edinir.

I. Dünya Savaşı’nda (1914-1918) Osmanlı İmparatorluğu ile müttefik olan Almanya yenilen taraftadır. Savaşın sonunda gerçekleştirilen ihtilalle Almanya’da cumhuriyet ilan edilir. 1919’da kazanan devletler ile imzalanan Versailles Barış Antlaşması küçük düşürücü maddeler içermektedir. Bu durum ülkede milliyetçiliği körükler ve Alman halkı Nazizm etrafında birleşmeye başlar.

Adolf Hitler (1934-1945)

1933’de Adolf Hitler Almanya Şansölyesi olarak seçilir. Hitler yasama ve yürütme yetkilerini kendinde toplayarak temel demokratik hakları kaldırır. Almanya tek partili döneme girer. II. Dünya Savaşı’ndan (1939-1945) da yenik ayrılan Almanya savaş gerçekleştirdiği ‘’holokost’’ ile onbir milyon insanı öldürür. Avrupa’da 35 milyon insanın canına mal olan büyük savaş 1945 Normandiya Çıkarması ile sona erer.

1949’dan sonra iki Almanya Devleti ortaya çıkar. Amerika, İngiltere ve Fransa yönetimindeki Batı Almanya, SSCB yönetimindeki Doğu Almanya.  Başkent Berlin de ikiye bölünür. D. Almanya Doğu Berlin’i başkent yaparken, B. Almanya Bonn’u başkent yapar. D. Almanya’dan B. Almanya’ya kaçanların önünü kesmek için Berlin kentinin ortasından geçirilen duvar Soğuk Savaş döneminin sembolü olur. B. Almanya NATO ülkeleri arasına dahil olurken D. Almanya Varşova Paktı’nı imzalar. 1990’da iki Almanya birleşir. İngiltere, Fransa, ABD ve SSCB haklarından vazgeçince Almanya bu tarih itibariyle tam bağımsızlığına kavuşur.

Almanya günümüzde 16 eyaletten oluşan, 82 milyon nüfuslu, federal parlementer bir cumhuriyettir.

İtalya (1800-2000)

İtalya’nın birleşmesi Guiseppe Garibaldi (1807-1882) tarafından sağlanır. 1870 Roma ve 1886’da Venedik’in katılımıyla birlik tamamlanır. I. Dünya Savaşı’nda (1914-1918) İtilaf Devletleri yanında savaşan İtalya kazanan taraftadır. 1917 Ekim Devrimi İtalya’da etkili olur.

Benito Mussolini (1922-1943)

Sosyalist devrimden endişelenen Benito Mussolini (1922-1943) önderliğinde Faşist Parti’yi kurar. Krala yapılan darbenin ardından başa geçen Mussolini tüm siyasal partileri kapatır. II. Dünya Savaşı (1939-1945) yakalanan Mussoliniİtalyan direnişçiler tarafından öldürülür.

İtalya Mussolini’nin ardından parlamenter çok partili rejimi tercih eder. Nüfusu 60 milyon olan ülke turimzden en çok kazanan dördüncü ülkedir.

İspanya (1800-2000)

1588 yılında İspanyol  Armadası’nın İngiliz donanmasına yenilmesini takip eden taht ve din kavgaları sonunda İspanya zayıflayarak çökmeye başlar. 1640’ta Portekiz’i, 1714’te ise Avrupa’daki bazı topraklarını ve Cebelitarık’ı kaybeder. 19.yy’ın başlarında İspanyolların Amerika’daki bütün sömürgeleri bağımsızlıklarını kazanır. I. Dünya Savaşı’nda İspanya bütün davetlere rağmen tarafsız olarak kalmasına rağmen savaştan büyük ölçüde etkilenir.

Francesco Franco (1939-1975)

1936-1939 aralığında sosyalistler ile faşistler arasında bir iç savaş yaşanır. 1939’da faşist lider Franco’nun (1939-1945) başa geçmesiyle iç savaş sona erer. Baskı ve diktatörlük rejimi başlar. 1975’te Franco’nun ölümüne kadar devam eder. 1975’de tahta oturan I. Juan Carlos halen görevdedir.

İspanya  1978 anayasası ile 16 özerk devlet, 2 özerk şehirden kuruludur. İspanya parlamenter demokrasi şeklinde örgütlenmiş bir anayasal monarşi rejimi ile yönetilir. 40 milyon nüfusa sahiptir.


EŞ ZAMANLI TARİH OKUMALARI III
1800-2000 TARİH ARALIĞINDA AFRİKA  II

İngiliz ve Fransız sömürgesi olan Afrika ülkelerinde yerliler eğer boyun eğerse yurttaş sayılır, okullara bir arada gidilebilir ve bu Batılı ülkelerin ordularında asker olarak hizmet edilebilir. Belçika’nın ya da Almanya’nın sömürgesi olan Afrika ülkelerinde ise durum daha da ağırdır.

1884 Berlin Konferansı’nda Kongo’yu topraklarına dahil eden Belçika kralı II. Leopold’un yönetimi korkunçtur. Kongoluları kölelikten daha kötü bir duruma sokmak için döverek, işkence ederek ve sakatlayarak tutsaklık altında kalmaya mecbur bırakır. Vasiyetinde Belçika devletine sahip olduğu toprakları bırakır.

Afrika sahnesine son çıkan İtalyanlar için 1900’lerde sömürge yapılamamış tek toprak parçası Etiyopya kalır. İngilizlerin desteği ile kansız bir biçimde Etiyopya’ya çıkan İtalyanlar Etiyopya kralı ile toprak ağaları arasındaki mücadeleye tanık olur. İtalyanlar bu mücadeleden yararlanarak Menelik’i kral yapar. Bu arada İtalya’da 1892’de Sosyalist parti kurulur, Francesco Crispi (1887-1891)sıkı yönetim ilan eder ve Etiyopya’nın kesin olarak istila edilmesi emrini verir. Savaşın sonunda yapılan Adis Ababa anlaşmasıyla İtalya sadece Eritre’yi alır. Benito Mussolini önderliğinde kurulan Ulusal Faşist Parti 1936’da yönetimi devralır. Etiyopya 1936’dan Mussoli’nin başta olduğu 1941 yılına kadar İtalya’nın sömürgesi olur. İtalyanlar’ın II. Dünya Savaşını kaybetmeleri üzerine Eritre, 1941’den 52’ye kadar Birleşmiş Milletlerin himayesine verilir. 1950’de Eritre Etyopya’ya bağlanır.Eritre’nin bağımsızlığı sorunu bir savaşa dönüşerek 1961’de başlayarak 1991’e kadar devam eder. Etiyopya ve Eritre’nin birbirlerine karşı yürüttükleri bu mücadelenin yanı sıra 1972-1981yılları arasında Eritre’de iki iç savaş, 1974-1992 yılları arasında da Etiyopya iç savaşları yaşanır. Etiyopya’da Hıristiyanlar ile Müslümanların karşı karşıya geldikleri iç savaşlarda Eritre başlangıçta Hıristiyanları desteklese de 1974’te Etiyopya’da Komünizm’in benimsenmesiyle saf değiştirir.  Eritre’de ise Hiristiyanlar ABD ve İsrail’den destek alır. 1991’de Etiyopya’da Sosyalist rejim sona erer. 1991’de İsrail’in Eritre’ye desteği artarken 1993’te ABD’nin desteği ile Etiyopya’da referandum yapılır.

Batılı sömürgecilerin Somali’ye saldırıları 19. yüzyılın ortalarından sonra başlar. 1884’te İngiltere Kuzey Somali’yi  ele geçirir. 1887’de de İtalyanlar Güney Somali’nin bir bölümünü ele geçirdiler. İtalyanlar 1927’ye kadar Güney  Somali’nin kalan kısımlarını da işgal ettiler. İtalyan Somali’si 26 Haziran 1960’ta, İngiliz Somalisi de aynı yılın 1 Temmuz tarihinde bağımsızlığını elde eder. İngiliz Somalisi’nin bağımsız olmasıyla birlikte iki Somali birleşerek bağımsız Somali Cumhuriyeti’ni kurdular. Sosyalizm tarafını seçen Somali’de 1969’da yönetime gelen  Muhammed Berri her türlü muhalefeti kanla bastırır. Muhalefet 1990 sonlarına doğru iyice şiddetlenir  ve bütün ülkeyi sarar. Berri’nin kurduğu diktatörlük rejimine karşı çıkan muhalif gruplar Aralık 1990’ın başlarından itibaren silahlı mücadeleye girişir. İç savaş sırasında ortaya çıkan kuraklık ise ülkedeki felaketin daha da ağırlaşmasına sebep olur. Bölgede yaşanan sıkıntılardan istifade ABD insane yardım adı altında Somali’yi askeri üssü haline getirir.

Ruanda ‘’bin tepe ülkesi’’, çay ve kahveden başka ihraç ürünü olmayan ülke 1994’te meydana gelen tarihin en hızlı soykırımı ile tarihte yerini almıştır. Yaşanan iç savaşta BM ordusu 5000 askeri ile bölgede bulunmasına rağmen  100 günde bir milyon insan katledilir. Katliamdan 16 yıl sonra 2004’de aslında neler olduğu kamuoyuna yansır.

Ruanda 15. yy’dan beri Pigmeler, Tutsiler ve Hutular olamak üzere bir krala bağlı olarak yaşarken 1895’te ülke Almanya’nın sömürgesi olur ve Hıristiyanlaştırılır. 1918’de I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Almanya’nın elinden alınarak, Milletler Cemiyeti tarafından, Kongo topraklarının da sahibi olan Belçikalılara verilir. Hutular on kat fazla nüfusa sahip olmasına rağmen Belçikalılar kırbacı Tutsilerin eline verir. II. Dünya Savaşı’ndan sonra yayılan milliyetçilik dalgaları Hutuları da etkisi altına alır. Tutsileri öldürülmeye başlanır. Kaçabilen Tutsiler  Uganda’ya sığınır ve ’’Ruanda Yurtseverler Birliği’’ni kurarak ve 1990’da gerilla tipinde örgütlenmiş olarak geri döner. Hutular ise Fransa tarafından silahlandırılır. Tutsiler ile Hutuların mücadelesine seyirci olarak dahil olan BM ordusu 1.000.000 kişinin ölümüne tanıklık eder. Hutulardan kaçabilenler Kongo’ya sığınır.

Kongo tantaldan zengin bir bölgedir. Bu maden yüzünden Kongo silahlı kuvvetleri ile civardaki altı komşu ülkenin ordusu ve kalabalık çeteler arasında Afrika’nın ‘’Dünya Savaşı’’ cereyan etmektedir. Bu savaşlarda birkaç yılda 4 milyona yakın insan ölmüştür. 2 milyon insan ise yurdunu terk etmiştir.

Namibya, 1884 Berlin Konferansı’nda Almanya’nın payına düşer. Namibya halkı direnince Almanlar 132.000 kişiyi öldürür. 1906’da ülke topraklarını devlet mülkiyetine geçirdiklerini ilan ettiler. 1908’de elmas madenlerini buldular.1945’den sonra bölge İngilizlere geçer ve G. Afrika’nın mandası ilan edilir.1976’da açılan uranyum madenleri açılır.

15 yy’da ilk Portekizliler ile tanışır.. 350 yılın sonunda 20.000 Nijeryalı  esir olarak satılır. 1861’de İngiliz kolonisi olur. I. Dünya Savaşı’nın ardından milliyetçilik akımlarına sahne olur. II. Dünya Savaşı’ndan sonra 1954’te bağımsızlığını kazanır. İngiltere ayrılırken kukla bir hükümet getirmek ister. Ancak 1960 seçimlerinde Müslümanların Sözcüsü işbaşına gelir. 1970’e kadar kanlı iç savaş sürer. 1976 petrol bulunur. 1980’lerden itibaren darbe hükümetleri ile yönetilen Nijerya’da 1993’den bu yana sivil yönetime geçme çalışmalarına hız verilir. Afrika’nın en gelişmiş ülkelerinden biridir diyebiliriz.

1874’te İngiliz sömürgesi olan Gana II. Dünya Savaşı’ndan sonra 1957’de bağımsızlığına kavuşur. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Fransa’dan bağımsız kalan bir başka B. Afrika ülkesi Mali’de 1991 darbesinin ardından yeni bir anayasa yazılır ve Mali demokratik, çok partili devlet olur. Nijer’de ise ABD’nin AFRİCOM ordusu kurulur. Ordunun merkez karargahı Liberya’dır. ABD’nin kopyası bir ülkedir. %30’u Müslüman, %10’u Hıristiyan geri kalanı yerel dinlere mensuptur. Demir, altın ve elmas yataklarından zengindir. Liberya son derece karışık sürekli darbelerin ve iç savaşların yaşandığı bir ülkedir.


EŞ ZAMANLI TARİH OKUMALARI III
1800-2000 TARİH ARALIĞINDA AFRİKA  I

Afrika, Portekizlilerin gelişiyle başlayan, 15. yy itibariyle, inanılmaz bir çöküş yaşar, altına dayalı zengin imparatorlukların hepsi dağılır, altınların tamamı Batılılar tarafından çalınır, 350 yıl devam eden bir köle ticaretine maruz kalır, gerilla savaşları ve açlıkla yüzyüze gelir.

Alman Başbakanı Bismark’ın girişimiyle, Berlin Afrika Konferansı 1884’de toplanır. Berlin’de Avrupalı diplomatlar bir masa çevresinde toplanır ve Afrika’yı bir pasta gibi paylaşır. Almanya ve Fransa askerlerini kıta üzerinde belirledikleri noktalara çıkarır.

1900’de, Etiyopya yaylası ve Libya dışında bütün Afrika sömürge halindeydi.

Libya İngiliz ve Fransızların yerleştikleri toprakların tam orta noktasında bulunuyordu. Bu iki devlet bu boşluğu birbirleri kadar güçlü olmayan bir devleti yerleştirmeyi daha uygun buldular. 1885’te İtalya İngiliz ve Fransızlar’dan destekle kansız bir biçimde Libya topraklarına yerleşir. İtalya’da III. Victor Emmanuel dönemi olmakla birlikte parlamenter oluşumların ülkede önlemez bir çıkışı olduğundan da söz edilmelidir. Faşistler ve sosyalistler ülkede ayrı ayrı yapılanır. Sosyalistler Libya’dan çekilmeyi savunurken, faşistler savaş yoluyla Libya’ya İtalyan bayrağının çekilmesi gerekliliğine inanır. 1911-1912’de İtalyanlar Libya’da savaşı göze alarak Osmanlı Devleti ile karşı karşıya gelir. Savaşın sonunda imzalanan Uşi Antlaşması ile Osmanlı Devleti bölgeden çekilir. 1922’de İtalya’da faşistler yönetime gelir. Libya’da Osmanlı Devleti’ne savaş süresince destek veren Senusilerin direnişi devam eder. Ömer Muhtar direnişin başında bulunan kişidir. 1931’de yakalanarak asılmasına değin direnişi sürdürür. II. Dünya Savaşı’nın sonunda İngiliz ve Fransızlar bölgeye ilgisini kaybeder. 1951’de bağımsızlığını kazanan Libya’da Kral İdris başa geçer.

Batılıların ön göremediği tek süreç gerilla tipi halk direnişi olur. Özellikle Cezayir ve Fas’ta Fransızlar’a karşı büyük bir direniş başlar. 1950’de bu sürece yine bir Fransız sömürgesi olan Tunus’ta katılır. 1956’ya kadar direnişini sürdürür ve 1956’da bağımsız kalır.

Cezayir’in ise sömürge olma süreci devam ediyordu. Kuzey Afrika’da sömürülen ilk ülke Cezayir’de Fransızlar I. Dünya Savaşı bitiminde gerçekleştireceklerini taahhüt ettikleri bir dizi söz verir. Bu sözleri gerçekleştirmedikleri gibi kurdukları partileri ve açtıkları okulları kapatırlar. II. Dünya Savaşı sırasında ise Cezayirlileri kendileri için savaşmaya zorlarlar. Cezayir’de baş gösteren direniş hareketlerine karşılık Fransızlar soykırım yaparak ve ülkeyi tutuşturarak karşılık verir.

1954’de Cezayir Ulusal Kurtuluş Ordusu kurulur. Fransızlar toplama kampları kurar ve kurşuna dizmeler başlar. 1956’da Fransızlar Cezayir’de ilk petrolü çıkarır. Charles de Gaulle’ün başa geçmesinin ardından 1958’de Fransızlar Cezayir’den çekilir. 1962’de Cezayir Cumhuriyeti kurulur.

İngilizler 1884 Berlin Konferansı’ndan sonra Kap sömürgesinden başlayarak Beçuanaland ve Rodezya boyunca uzanan ve Kenya’da son bulan bir şeridi ele geçirmeyi başarır. Bölgeye Hollanda köylüleri Boerler yerleştirilir. Kalvinist olan Boerler yerlilerin kendileri için hizmet etmek üzere yaratıldığından emindir. Afrikalılara uyguladıkları kötü muameleler İngilizler tarafından bir parça denetim altına alınır. Güney Afrika’da dünyanın en zengin elmas madenleri ve Transvaal’da da çok önemli altın madenleri vardır.

İngilizler dikkatlerini daha sonra Mısır üzerine toplar. 1869’da Süveyş Kanalı açılır. Kanalın güvenliği ve denizlerdeki hakimiyetin tartışılmaz olmasını sağlamak üzere İngilizler Güney Afrika’dan başlayan ve bir şerit halinde kuzeye doğru devam eden sömürge topraklarını Sudan ile buluşturmayı başararak Afrika kıtasını boydan boya katetmiş olurlar (1870). Sudan’da bir direnişçi Muhammed Ahmet ortaya çıkar. Sudan Mısır toprağıdır ve Muhammed İngiliz destekli Mısır ordusu (Kavalalılar) ile savaşarak din timeline dayalı bir Müslüman devlet kurar. İngilizler bölgeyi bırakmaz. 1899’da ‘’Ensar Hareketini’’ ortadan kaldırır. 1920’de Sudanlılar tarafından kurulan devlet ortadan kaldırılır ve Sudan 1956’da bağımsız kalana kadar İngiliz sömürge toprağı olur.

1956 yılında Sudan bağımsızlık kazanınca Darfur’da batı eyaleti olur. 1989 yılına kadar bölgede geçimsizlik hiç durmaz. Burada iki kabile yaşar. Bölgeye adını veren Afrika kökenli , tarımla uğraşan Furlar ve Arap kökenli, hayvancılıkla uğraşan Cancevidler. Candevidler göçebedir ve hayvan sürüleri ile Sudan, Darfur ve Çad topraklarında dolanırlar. Ancak artık bu topraklar bir değildir. Darfur eyelet olmuş, çad ise Fransızların gayretiyle pek çok kabilenin bir araya getirilmesinden meydana gelen ayrı bir devlet olmuştur.

Çad bölgesinin insanı I. Dünya Savaşı’nın yaşandığı yıllarda Fransa’nın işgaline uğrar. II. Dünya Savaşı yıllarında Fransa için savaştırılır. 1960’da bağımsızlığı tanınan ülkede, Fransızlar azınlık olan Hıristiyanları iktidara bırakarak çekilir. İki yıl sonra Müslümanlar ayaklanır ve iç savaş başlar. Fransa hükümete destek verir ve çok sayıda katliam gerçekleşir. 1975’e kadar devam eden kanlı iç savaşın sonunda Müslümanlar Sudan diktatörünü öldürür. 1990’da da Fransız destekli İdris Debi’ye darbe yapılır. Müslümanlar Libya ve Sudan’ın desteğini almıştır. Sudan ve Çad son 10-15 yılda yapılan çalışmalar sayesinde petrol çıkarılan ülkeler arasına dahil oldukları için bölgeye Batılı güçlerin ilgisi devam etmektedir.

Fransa Çad petrollerinin %80’ini kullanmaktadır. Bunu yapabilmek için çeşitli kabileleri bir araya getirerek kurduğu ülkede, kabileleri silahlandırarak ve birbirine düşürerek sürekli çatışma ortamı oluşturmaktadır. Bu çatışma ortamından kaçan halklar Sudan’ın Darfur eyaletine sığınırken, Darfur’dan kaçanlar da Çad’a gelmektedir. Darfur’da toprağından ayrılmış 180 bin yoksul Çadlı, Çad’da ise aynı biçimde 240 bin Sudanlı  bulunuyor. Sudan Çad hükümetini, Çad ise Sudan’ı suçluyor.

Sudan toprakları ise ne Fransızların ne de ABD’nin denetimindedir. Ömer Hasan Ahmet el Beşir, devlet başkanı ve Ulusal Kongre Partisi’nin lideridir.  1989’da tuğgeneral rütbesiyle görev yaptığı Sudan ordusu kansız bir darbeyle hükümeti devralır ve Ekim 1993’te cuntanın kendisini feshetmesinden sonra devlet başkanlığına getirilir. 2008’de Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından Darfur’da yaşanan olaylardan dolayı soykırım ile suçlanarak yargılanmaya başlar.


EŞ ZAMANLI TARİH OKUMALARI III
1800-2000 TARİH ARALIĞINDA ORTA ASYA-D. AVRUPA

1800-2000 TARİH ARALIĞINDA RUSYA

RUSYA İMPARATORLUĞU (1721-1917)

Rus İmparatorluğu beş milyon nüfusa sahip ordusuyla I. Dünya Savaşı’nın beş büyük ordusundan biri ve Büyük Britanya İmparatorluğu’ndan sonra dünyanın ikinci büyük gücüdür.

Rus Çarı I. Aleksandr (1801-1825) Napolyon’a once müttefik, ardından muhalif olur. Prusya ve Avusturya ile birlikte Napolyon’a karşı ‘’Kutsal İttifak’’ı oluşturur. Polonya’yı topraklarına katar ve Rusya’yı güçlendirir. Avrupa’da bulunan monarşilere destek verirken, meşrutiyet istekleri ile de mücadele eder. Rus aydınlara verdiği liberal reformları ise yapmaktan kaçınır ve 1825’te I. Aleksandr’ın kardeşi Nikola’nın taç giymesi üzerine Dekabristler Ayaklanması yaşanır. Dekabristler kendi içlerindeki anlaşmazlıklar nedeniyle meşrutiyeti ilan edemaz ve Çar Nicola tarafından şiddetle cezalandırılırlar.

1848’de devrimci fikirlerin bastırılması için sansür komisyonu kurulur.

1853-1856 Rus-Osmanlı Savaşı tarihe Kırım Savaşı olarak geçer. Kutsal İttifak sona ererken Osmanlı İmparatoru Abdülmecit (1839-1861), Rusların yayılımına karşı olan İngiltere ve Fransa tarafından desteklenir. Osmanlı Devleti savaşın kazananı olmasına rağmen çok fazla borç altına girmiştir.

1870’den sonra Avrupa’da Almanya güçlenmeye başlar. II. Aleksandr (1855-1881) imparatorluğun yönünü Asya’ya doğru genişletmeye başlar. Baskılar nedeniyle serfliği kaldırır ancak otokratik çarlık yönetimini sürdürür. Çara muhalefet edenler öldürülür. Kendisi de 1881’de suikast sonucu öldürülür.

III. Aleksandr Ruslaştırma politikası uygular ve Yahudi pogromonu gerçekleştirir. Sosyalist ve demokratları Sibirya’ya sürgün eder.

1877-78’deki Rus-Osmanlı Savaşı tarihe 93 Harbi olarak geçer. Osmanlı İmparatorluğu’nun savunma savaşı yaptığı savaşta Batılı devletler tarafsız kalarak sadece arabuluculuk yapar. Savaşın sonunda Osmanlı Devleti’nin Balkanlarda nüfusunu kaybettiği Ayestefanos Antlaşması imzalanır.

1904-1905 Rus-Japon savaşı, Ruslar’ın Asya ve Uzakdoğu’da yayılmalarına tepki olarak Japonlar’ın Kore ve Mançurya üzerinde yürüttüğü savaştır. Japonlar’dan ağır darbeler alınması II. Nikolay’ı (1894-1917reformcular ile görüşmeye zorlar.

1905’te ‘’Kanlı Pazar’’ yaşanır. İşçilerin sessiz bir yürüyüş ile dilekçelerini II. Nikolay’a sunma girişimleri işçilere ateş açılması ile sonuçlanır. Bu olay çarlık rejimine nefreti tırmandırırken, komünizme desteği arttırır. I. Dünya Savaşı yıllarında II. Nikolay’a tepkiler artarak devam eder. 1917’de halk ayaklanır ve çar tahttan indirilir ve bir yıl sonra ailesi ile birlikte kurşuna dizilir.

EKİM DEVRİMİ (1917)

Vladimir İlyiç Lenin (1917-1924) çara muhalefetten 1900 sonrasını Sibirya’da geçirir. 1917’de Rusya’ya döner çarın tahttan indirildiği halk ayaklanmasına önderlik eder. ‘’Ekim Devrimi’’ bolşevikleri iktidara getirir ve başkan Lenin olur. Komünizmin ilkelerini belirleyen Lenin hastalanır ve bir de suikast girişimine uğrar. 1922’de siyaseti bırakır ve 1924’te ölür.

1922’de Josef Stalin, Lenin’in ölümünün ardındanKomünist Parti genel sekreteri olur ve bundan sonra ölüm tarihi olan 1953 yılına kadar diktatör Stalin iktidarı devam eder. Yönetimi mutlak olur. Kendisine parti içinden yapılan muhalefler idamlar ya da ağır mahkumiyetler ile sonuçlanır. 1941’de Hitler SSCB’ye girince 24 milyon askerini kaybeder. Ancak Hitler’e karşı başarılı olması uluslararası alanda gücünü ve popüleritesini artırdı. 1952 yılında Genel Sekreter Stalin’in önerisiyle partide isim değişikliğine gidilir. Bolşevik Partisinin adı Sovyetler Birliği Komünist Partisi olur. 1954’de KGB kurulur, 1955’te ise NATO’ya karşı Varşova Paktı kurulur. Soğuk Savaş dönemi hız alır.1961’de ölünce Kızıl Meydan’a Lenin’in yanına defnedilir.

Nikita Sergeyeviç Hruşçyov (1953-1964) ve Leonid Brejnev (1964-1982) sırasıyla SSCB’nin başına geçen isimler olur. 1966’da ABD ve SSCB arasında başlayan silahlanma yarışı SSCB’nin ekonomisini sıkıntıya sokar. Mihail Gorbaçov (1985-1991) döneminde ekonomik sıkıntıların bir buhrana dönüşmesi sonucu 1989’da SSCB çöker ve parlamenter sisteme geçilir. Dünyanın iki kutuplu duruşu bozulur ve Soğuk Savaş dönemi sona erer. 1991’de Varşova paktı dağılır.

1993-1999 aralığında ülkeyi yöneten Boris Yeltsin döneminde, eski SSCB’den dağılan 11 devlet, şimdiki Rusya ile biraraya gelerek devlet başkanı Yeltsin önderliğinde “Bağımsız Devletler Topluluğu”nu (BDT) oluşturur. 1999’da yönetimi devralan Putin halen görevdedir


EŞ ZAMANLI TARİH OKUMALARI III
1800-2000 TARİH ARALIĞINDA ASYA III

1800-2012 TARİH ARALIĞINDA ASYA – ÇİN

18. yüzyılın başında Çin İmparatorluğu’nun son hanedanlığı olarak anılan Çing Hanedanlığı (1644-1911) Batılılar’a karşı –geleneksel olarak- kapılarını kapalı tutmaya çalışsa da 1737’den sonra Ruslar’a açtığı Kiakhta Limanı ve 1757’den sonra İngilizler için açtığı Canton Limanı ile ilk temasları kurmuştur.

1840’dan sonra B. Britanya ve Fransa Çin’in daha fazla açılım yapması yönünde sınırlı bir kuvvet uygulamaya başlar. Bir sure sonra Batılı güçler; Hıristiyan misyonerlerin Çin’e yerleşmelerine izin verilmesi ve her türlü misyonerlik faaliyetine imkan tanınması, suç işledikleri takdirde kendi mahkemelerinde yargılanma hakkı konularında Çing Hanedanları ile görüşmeler yaptılar.

Hemen bu yıllar da İngilizler Hindistan’dan aldıkları yüksek nitelikli afyonu Çin’de pazarlamak yolunu tuttular. Çin’de 1600’lerden beri bilinen afyon ağrıkesici özelliği ile kullanılıyordu. İngilizler Afyonun yaygın bir biçimde kullanımını sağladılar. Çin’e afyon ithali ilk kez 1800’de kesinlikle yasaklandı. Çin’de demiryolu işçilerinden üst düzeyde çalışan memurlara kadar herkes afyon bağımlısı olmuştu. Afyonu elde etmek için aile bütçelerinden ayrılan miktarlar aile yaşantılarını olumsuz etkilemeye başlamıştı. Afyon Savaşları (1839-1842 ve 1856-1860)olarak adlandırılan savaşlardan ilki İngilizler ile ikincisi İngilizler ve Fransızlar ile yapılır.

Annam’ın 1880’de Fransızlar tarafından ele geçirilmesi, 1894-95 savaşında Japonya’ya kaptırılan Tayvan toprakları Çin’de milliyetçilik yayılmaya başlaması sonucunu doğurur.Japonlarla yapılan savaşların bedeli ağır olur ve imzalanan Şimonoseki Barışı ile Çin ağır yaptırımlar altına girer. Rusya, İngiltere ve Fransa’nın devreye girmesi ile Çin bu yaptırımlardan kurtarılır ancak karşılığında belli bölgeleri Batılı güçlerce işgal edilir.

1899-1901 Boxer Ayaklanması ile Çinliler ilk milliyetçi ayaklanmalarını gerçekleştirir veyabancı temsilciliklere, misyonerlere ve yabancı devletlerce yapılmakta olan demiryollarına ve buradaki işçilere saldırdılar. Ayaklanmadan büyük rahatsızlık duyan dönemin etkin devletleri İtalya, ABD, Fransa, Avusturya-Macaristan, Japonya, Almanya, Birleşik Krallık ve Rusya “Sekiz Devlet İttifakı”nı kurdular. 1900’da 54 bin kişilik birleşik bir orduyla Pekin’e doğru ilerlemeye başladılar. Pekin’i ele geçiren Ordu, Yasak Şehri’de yağmalamıştır.

1903 yılına gelindiğinde, eğitim görmüş Çinlilerin hemen tümü, Çin’in varlığını sürdürebilmesi için toplumsal ve siyasal reformlar yapılması gerektiğinde hem fikirdi. Bu görüşlerin ortaya çıkmasında etkili olan değişimler ise şunlardır: 1880’lerden itibaren elektrikli telgraf yaygınlaşmış, iletişim olanakları artmıştı. Buharlı gemiler ve demiryolu sayesinde mallar ve insanlar seyahat edebilme hakkına kavuşmuştu. Gazeteler basılıp, çoğalmış ve kentlerde özgün bir kamuoyu yaratmıştı. 1908’de kamu hizmeti sınavları kaldırılır. Ticaret odaları ve belediyeler kurulur, bölge meclisleri açılır, 1910’da yarısı atama, yarısı seçimle gelen bir parlamento kurulur.

1 Ocak 1912’de Çin Cumhuriyeti ülkede resmi olarak cumhuriyetin ilan edilmesiyle kurulur. Başa geçen Yuan Shikai imparator gibi davranmaya başlayınca demokrasi adına atılmış adımlar zarar görür. Yönetiminin ardından iki ardılı baş olabilmek için dört yıl savaştı. 1917 Ekim Devrimi’nin etkisiyle 1921’de Komünist Parti, 1924’te Milliyetçi Parti kurulur. 1949’a kadar bu iki partinin başını çektiği kanlı bir iç savaş yaşanır.

1931’de Japonya’nın Mançurya’yı işgal etmesiyle ‘’15 Yıllık Savaşı’’ başlar. 1945’te II. Dünya Savaşı’nın sonunda Japonların yenilgiye uğrayan devletlerden olması sebebiyle Çin’den çekilmesiyle savaş sona erer. Çin-Japon Savaşı özellikle Komünist Parti’nin işine yarar. Japon askerlerden kalan silahlar sayesinde düzenli bir ordu haline gelen komünist kuvvetleri, Sovyetlerin de Mançurya’ya yardıma gelmesiyle daha zengin eyaletlerde de etkilerini arttırmaya başlar. Mao Zedong’un (1949-1976) kurucularından olduğu Komünist Parti’sinin lideri konumuna gelmesinden sonra 1 Ekim 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti kurulur. Kendisine rol model olarak Lenin’i değil de Stalin’i alan Mao’nun komünist idarisi son derece sert ve mutlak olur.

Mao; Sağcı Karşıtı Kampanya, Büyük İleri Atılım, Kültür Devrimi gibi isimler verdiği, kolektifleştirmeyi de kapsayan çeşitli sosyo ekonomik projeler geliştirir. Bu projeler sayesinde güçlü, müreffeh ve eşitlikçi bir Çin yaratmayı hedefler. Düşüncelerini “Küçük Kırmızı Kitap” başlığıyla yayınlar. Bu kitabın kısa sürede milyonlarca kopyası çoğaltılarak halka dağıtılır. 1976’da öldüğünde Lenin gibi mumyalanarak kendisi için yapılan Tiananmen Meydanı’ndaki (Square) anıt mezara defnedilir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s