NİSAN


EŞ ZAMANLI TARİH OKUMALARI III
1800-2000 TARİH ARALIĞINDA ASYA

1800-2012 TARİH ARALIĞINDA ASYA – HİNDİSTAN

1600’de Kraliyet imtiyaznamesi verilen, Bengal’de 1874’e kadar varlık gösteren, kendisine ait bir ordusu olan şirket 1874’de feshedilir. Bu zaman zarfında Bengal’in okur yazar sınıfları genellikle hükümette görev almışlardı. Yeni yöneticilerin diline vakıf olmanın avantajlarını yaşamışlardı. İngilizce eğitim Hintlilere iş garantisini sağlayacak teknik bilgi donanımını verebilecekti.

Hemen hemen hiçbir eğitimli Hintli Hıristiyanlığa geçmemişti; ancak İngilizce eğitim görmüş Bengalliler arasında Hinduizm’in yeniden canlandırılması, geleneklerin araştırılmasına dönük bir çaba başlamıştır. Aynı biçimde Müslümanlar da kendi iç reformlarına yöneldiler. Siyasi başarısızlığın nedeni olarak modern batı düşüncesinin gerisinde kalmayı görüyor. Gayrimüslimlerin teknik ve bilim alanındaki başarılarını İslam doktrini içine dahil etmeyi amaçlıyordu.

Şirket 1820’lerden başlayarak ülkede tek güç olmasına rağmen hiçbir zaman kendisini emniyette hissetmedi. İngilizler Burma, Afganistan ve Sihlerin eyaleti Pencap’ta sözlerini geçirmekte zorlanıyor ve sürekli savaşıyordu. 1857-1858 yıllarında İngiliz ordusunda bulunan Hintli askerlerin ayaklanmaları sonucu Doğu Hindistan Şirketi lağvedildi. İngilizlere karşı düzenlenen isyanlara Hindistan’ın büyük bir kısmı dahil olmuyordu aslında.

İngilizlerin kırsaldan, Pencap’taki ticari alanlara yaptığı pek çok yatırım vardı ve bu yatırımlar doğrultusunda zenginleşmiş olan pek çok Hintli aile.. İngiliz sermayesi Hindistan hükümeti ile iç içe geçmiş, Hindistan demiryollarına, üretim çiftliklerine ve fabrikalara yerleşmişti. Hindistan, İngiltere’ye esaslı ölçüde askeri kaynak sağlıyordu.

Hindistan’da konuşlanmış İngiliz birliklerinin  maaşları Hintlilerin vergileriyle ödeniyordu. Hindistan halkının beslediği ve parlamento denetimini dışında tutulan  kendi ordusu, Ortadoğu’dan Çin’e, G. Afrika’dan Pasifik’e İngiliz İmparatorları’nın çıkarlarını koruyor ve geliştiriyordu.

İngilizce bilen, hükümet organlarının nasıl işlediği, yasa ve idari hükümlerin ne olduğu konusunda bilgi sahibi, vergilendirme ve ekonomik politikalarla ilgili en yeni teorilere vakıf, farklı çıkarları uzlaştırmakta ve bu çıkarları temsil eden gruplar arasında geniş ittifaklar kurmakta ustalaşmış  bir sosyal grup oluşur. Bu gruplar her türlü kasta açık, Hindistan halklarının çıkarlarını korumaya dönük dernekler kurdular. Hindistan hükümetine çalışmalarını sundular. Taleplerine duyarsız kalındığını görünce Hindistan’ın İngiltere’de temsil edilmesinin gerekli olduğu kararına varıldı.

1885’te Bombay’da ‘’Hindistan Ulusal Kongresi’’ kuruldu ve Hindistan halkının isteklerini uluslararası platformda duyurmak üzere kolları sıvadı. 1906’da Tüm Hindistan Müslüman Birliği kuruldu.

Mohandas Karamçand Gandhi ( 1869– 1948)

Hindistan egemenliğini Gandhi’nin parlak önderliği ve onun Hindistan siyasetinde söz olmak isteyen çok çeşitli çıkar gruplarını bir araya getirip bir arada tutabilme yeteneğine borçludur.

Gucerat doğumlu.. Dindar, zengin bir iş adamı kastına mensup.. Üç nesil devlet memurluğu ve eyalet başbakanlığı yapmış rbi ailesi den gelir. 1883’de 13 yaşında yine 13 yaşında olan Kasturba Makanji ile ailesinin isteği üzerine yaptığı evlilikten ilki bebekken ölen beş çocukları olur.

1887 yılında ailesi tarafından Londra’ya hukuk tahsiline gönderildi. 1890’da döndüğünde uyum zorluğu yaşadı. 1894’de yirmi yılını geçireceği G. Afrika’daki bir işi kabul etti. G. Afrika hükümetinin uyguladığı ırkçılık politikalarına maruz kaldı. G. Afrika’da Hintlilerin yaşadıklarını davası yapmaya karar verdi ve mektuplar, makaleler yazarak İngiltere ve Hindistan’a yolladı. Kampanyalar düzenledi .

1908’de Hintlilerin sürekli izin kağıdı taşımaları gereği kanunlaşınca Johannesburg’daki bir camide bir gösteri düzenledi. 2000 kişi caminin önünde izin kağıtlarını hep beraber yaktılar.

1913’te eyaletler arası seyahat hakları engellenince Transvaal’den Natal’a erkek, kadın ve çocuklardan oluşan bir kitle yürüyüşü örgütledi. Her iki gösteride de yetkililer olacakları önceden haber almışlardı. Ancak her iki halde de yanlış yapmaya mahkumdular. Önlenmezse göstericiler amacına ulaşacak, pasif direnişi şiddetle bastırırlarsa hükümetin ahlaki otoritesi ciddi biçimde sarsılacaktı. Bu Gandhi’nin daha sonra Hindistan’da defalarca kullanacağı, sonucu yıkıcı bir taktikti.

1914’te Gandhi 45 yaşında bir adam olarak Hindistan’a geri döndü. Hindistan’ın zengin çeşitlilik içeren yapısını kullanacaktı. İslam’ında Hint uygarlığı içinde asimile olabileceğine inandı. Bölücü olmayan genel düşüncelerin sözcülüğünü yapmaktaki ustalığını kullandı. Bu şekilde Kongre’ye olan desteği genişletti.

1920’de Kongre’de kabul edilen anayasanın mimarı oldu. Kongreye 21 yaşını geçen herkes üye olabiliyordu. Gandhi’nin seçtiği sözcükler en dikkatli anayasa savunucu tarafından da, en aşırı radikal tarafından da kabul edilebilecek kadar muğlaktı. Bu kültürel sentez, İslam’a olan bağlılıklarının Hindistan’a olan bağlılıkları ile çelişmediğini gören geniş Müslüman kitleleri arasında da büyük destek gördü. Ancak hareket doruk noktasına ulaştığında Şubat 1922’de, Gandi  tutuklandı, isyana teşvikten yargılanarak altı yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mart 1922’de başlayan cezası iki yıl sonra Şubat 1924’te apandisit ameliyatı nedeniyle salındıktan sonra bitti.

1927’de Kongre İngilizlerden Tam Dominyon statüsü talep eden Gandhi 1930’da ünlü tuz yürüyüşünü yaptı.

1930-1935 aralığı Kongre ile hükümet arasındaki kavga ve pazarlıklarla geçti. Farklı etnik grupların hakları, Hindistan’ın farklı coğrafi yapısı, çeşitli bölgelerdeki yerel idareciler olan 600 prensin varlığı federal bir yapıyı zorunlu kılıyordu. Bu yıllarda Gandhi’ye 1934’te üç ayrı suikast girişiminde bulunuldu.

1936-1937 kışında yapılan seçimlerde Kongre ciddi zaferler elde etti ve onbir eyaletin sekizinde bakanlıklar kurdu.

II. Dünya Savaşı (1939-1945) yılları..

Birtakım Hintli politikacıların muhalefetine rağmen Hindistan Britanya tarafından bütünüyle savaşın içine çekilmiştir. 2 milyondan fazla Hintli askere alındı, Hindistan’ın belli bölgelerinde özellikle Bengal’de açlık baş gösterdi. Japonlar Burma sınırına kadar ulaşınca Gandhi ‘’Hindistan’ı Terket!’’ kampanyasını başlattı. İngilizler çekilirse, kendi yöntemleri ile Japonlarla baş edilebileceğini savundu.Gandhi ve diğer Kongre üyeleri tutuklandı.

1942’de Bombay’da Gandhi tutuklandığında eşi  Kasturba da yanındaydı. 18 aylık tutukluluk süresinin ardından 1944’de öldü. Altı hafta sonra Gandhi’nin sağlığının kötüleşmesi nedeniyle savaş sona ermeden 6 Mayıs 1944’te salıverildi.

Kongrenin yaptığı çalışmalar, hazırlanan anayasa Müslümanların çoğunlukta olduğu Pencap, Bengal gibi bölgelerde de Hindu ya da Sih idarecileri öngörüyordu. Müslüman politikacıların istediği şey, onların gerçekte özerk bölgelerde egemen olmalarına izin verecek, merkezi yönetimle uyumlu  bir bölgesel kendi kendini yönetim biçimiydi.

Müslüman siyasetine değişimi getiren gelişme, Bombay’da yaşayan avukat Muhammed Ali Cinnah’ın önderliği oldu. Cinnah siyasi kariyerine 1920’lerde ateşli bir Kongre üyesi olarak başlamış ve 1930’larda Müslüman Birliğine doğru kaymıştır. Cinnah’ın en büyük başarısı farklı gruplara ayrılmış Müslümanlar arasında mekik dokuyarak onları birleştirmek olmuştur.  Müslümanların talepleri doğrultusunda ayrı bir Müslüman devletten söz edilmeye başlandı. Bağımsız eyalet talebi 1940 Lahor toplantısı ile resmiyet kazandı.

Bu talep Pakistan’ın doğuşunun fermanı oldu.  Buna rağmen Kongre içinde farklı düşünen Müslümanlar görevlerinin başındaydı ve belli bölgelerde halkın desteğini almaya devam ediyorlardı. 1946’da Müslüman Birliği belli bölgelerde seçim başarıları elde etti. Ülkede anarşik eylemler başladı. Yeni silah altından dönmüş erler ülke içinde savaşmaya başladı. İngiltere 1948’de çekileceğini ilan etti.

12 Ağustos 1947 gece yarısı Hindistan ve Pakistan ayrı ve bağımsız iki ülke olarak siyaset sahnesine çıkmış oldu. İzleyen aylarda bu iki yeni devletin sınırlarının belirlenmesi tartışmaları ile geçti. Ekonomisi güçlü bölgelerin paylaşımı ve yanı sıra akarsuların kullanımı noktasında anlaşmazlıklar  ortaya çıktı. Anlaşmazlıklar sebebiyle 500.000’den fazla insan öldü. 12-14 milyon kişi evsiz kaldı. Hindistan’dan Pakistan’a ve tersi şekilde pek çok insan kaçarak sığınma talebinde bulundu.Nüfusu Hindu, idarecisi Müslüman olan idareciler ya da tam tersi durumda olanlar büyük sıkıntı yaşadı.

Gandhi  Ocak 1948’de, Yeni Delhi’de bir suikast ile öldürüldü.

‘’Uğrunda ölmeyi göze alacağım birçok dava var ama uğrunda öldüreceğim hiçbir dava yoktur.“

Mohandas Karamçand Gandhi

Kaynakça: Hint Dünyası, İletişim Atlaslı Büyük Uygarlıklar Ansiklopedisi 10, İletişim Yayınları, 1998.


EŞ ZAMANLI TARİH OKUMALARI III
1800-2000 TARİH ARALIĞINDA ASYA

İRAN VE AFGANİSTAN

İRAN

İran’da Zend Hanedanlığı’nın sona ermesiyle başa geçen Kaçar Hanedanı, Safevi Devleti (1501-1736) sürecinde asker teşkilatını oluşturan Türkmen Kaçar boyları olarak Dağlık Karabağ bölgesinde yaşıyordu. 1796-1925 aralığında İran tahtına oturan Kaçar Hanedanlığı İran’daki son Türkmen idare olma özelliğinin yanı sıra İran’ın egemenliğini korumayı başararak, bölgesindeki diğer devletlerin aksine sömürge haline gelmemesi için çalışmıştır.

Kaçar hanedanlığı, III. Selim (1789-1807) ile VI. Mehmet Vahdettin (1918-1922) aralığında yaşanan Osmanlı Devleti’nin son dönemi ile eş zamanlıdır ve iki ülke arasındaki ilişkiler daha çok mevcut sınırları korumaya dönüktür.

1925’te Kaçar Hanedanlığı’na son veren Rıza Han 1925-1979 aralığında İran’ı idare edecek olan Pehlevi Hanedanlığı’nı kurar ve ‘’Şah’’ unvanını alır. II. Dünya Savaşı’nda SSCB’nin İran’a girmesine ve onu istifaya zorlamasına kadar (1941) İran tahtında bulunur. 1925-1941 yılları arasında İran’da radikal değişimler gerçekleştirmiş, milliyetçi, laik bir devlet yapısını yerleştirmeye çalışmış, eğitim ve kılık kıyafet alanında reformlar gerçekleştirmiştir. Reformlar din adamları tarafından eleştirilince bir sıkmı sürgün edilmiş, bir kısmı da asılmıştır.

1941’de İran hem İngilizlerin hem de SSCB’nin işgaline uğradı. Şah Rıza Pehlevi tahttan indirilerek, sürgün edildi. Oğlu Muhammed Rıza Şah (1941-1979) İran tahtına oturan isim oldu. Ülkede yaşanan İşgaller milliyetçi bir muhalefet güçlendirdi ve ortaya ‘’Ulusal Cephe’’ çıktı. Petrollerin millileştirilmesi için çalıştılar ve liderleri Muhammed Musaddik’ı başbakanlığa getirmeyi başardılar. Halkın büyük desteğini aldıkları için Muhammed Şah Rıza onaylamak zorunda kaldı. 1953’te Musaddık’ı devirmek isteyerek başaramayınca ülkeyi terk eden Muhammed Şah Pehlevi’nin yardımına İngiltere ve ABD yetişti. Eisenhower (1953-1961) tarafından onaylanan Ajax Operasyonu ile 1953 Ağustos’unda Musaddik tutuklandı. Şah kaçtığı Roma’dan dönerek, İran tahtını devraldı.

1953’ten sonra Şah’ın tutumu sert oldu ve muhaliflerin neredeyse tamamını istihbarat örgütü SAVAK aracılığı ile yok etti. ‘’Ak Devrim’’ adlı reform paketi sadece ortadan kaldırılan muhalif aydınların değil, halkın da benimsemediği reformlar oldu. Halkın memnuniyetsizliğinin sorumlularından biri olarak gösterilen Ayetullah Humeyni  18 ay hapiste tutuldu, 1964’ten sonra ise sürgün edildi.

1978’de Şah’a karşı büyük halk gösterileri başladı. 1979’da kaçan Şah’ın yerine büyük bir halk kitlesinin karşıladığı Humeyni yurda döndü ve İslam Devrimi yapılarak teokratik bir devlet biçimi kurulduğu ilan edildi. Genel af çıkarıldı, belirli bir süre müzik ve gazete yasağı konuldu. Yeni yönetime muhalif olanlar hapisleri doldururken 1988’de Humeyni’nin emriyle 30.000 siyasi tutuklu asıldı.

1980-88 İran Irak Savaşı’nın yaşandığı yıllar oldu. Irak ile ilişkiler II. Dünya Savaşı’ndan itibaren gergindi. Bağdat’taki Saddam Hüseyin hükümeti, İran’daki Şii hükümetin, Irak’taki Şii çoğunluğu Sünni iktidara karşı kışkırtmasından endişe ediyordu. İki ülkenin sekiz yıllık mücadelesinin sonunda Körfez petrol ticaretinin zarar görmesi üzerine ABD duruma müdahil oldu. BM gözetiminde yapılan barış görüşmelerinden bir sonuç alınamadı ve savaşın bir galibi olmadı. Saddam savaş sırasında kullandığı kimyasal silahlar ile anılırken, İran kimyasal silah kullanmadı. Savaşın sonunda sınırlar değişmedi ve her iki tarafın da ekonomik kaynakları tükenme noktasına geldi. Irak’ın, savaş sırasında aldığı borçları ödeyemez hale gelince, 1990’da Kuveyt’e saldırması onu dünya arenasında yalnız bıraktı. ABD’den çekinen Irak’ın savaş sırasında aldığı belli bölgeleri İran’a iade etmesiyle 1980-88 savaşının barışı ancak 1990’da gerçekleşebildi.

1989’da Ayetullah Humeyni’nin ölümüyle başa geçen dini lider Ali Hamaney bu görevi sürdürmeye devam etmektedir. Aynı yıl İran Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’na seçilen Haşimi Rafsancani 1997’ye kadar görevini sürdürmüştür.

1997-2005 aralığında cumhurbaşkanlığına Muhammed Hatemi seçilmiş, 2005’te yapılan seçimlerde Haşimi Rafsancani yeniden aday olmuş, ilk turda fazla oy almasına rağmen, ikinci turda Mahmut Ahmedinejat daha fazla oy alarak başkanlığı kazanmıştır. 2009’da yapılan seçimlerde İran cumhurbaşkanlığını yürütmekte olan isimde bir değişiklik olmamıştır. Günümüzde 1. Temmuz. 2012’de yürürlüğe girecek olan Avrupa Birliği ülkeleri ve ABD’nin kararı ile ortaya çıkan İran’a yaptırımlar ve ambargo uygulaması konuşulmaktadır.

AFGANİSTAN

Orta Asya’da bulunan Afganistan1000 yılından sonra çeşitli Türk devletlerinin egemenliğini görür, Hindistan’da Babür İmparatorluğu’nun olduğu dönemde Babür egemenliğinde yaşar ve İngilizlerin Hindistan’ı sömürgeleştirmeleri ile kısa bir süre bağımsız kalır. Ardından İngilizlerle iki, savaş yaşanır. 1839-1842 I. İngiliz-Afgan Savaşı ve 1878-1880 II. İngiliz Savaşı..  Bu durumdan yararlanmak isteyen SSCB’de Türkmenistan bölgesini işgal ederek, Afganistan’a sınır olur.

1919’da Afganistan’da birliği sağlayan Emanullah Han Hindistan’daki İngilizlere bağımsızlık talebinde olduğunu iletir. İngiltere’nin tereddüt etmesi ile 1919’da bir üçüncü savaş yaşanır. Bu savaşta başarı elde edemeyen İngilizler yapılan bir antlaşma ile Afganistan’ın bağımsızlığını tanır.

1919-1979 aralığında bağımsız bir devlet olarak varlık gösteren Afganistan 1979’da SSCB tarafından işgal edilir. 9 yıllık direnişin ardından savaş sırasında ABD ve Suudi Arabistan’ın desteklediği mücahitler Taliban ve El-Kaide Afganistan’a miras kalır. Afganistan ise savaş boyunca Hindistan’dan destek görür.

SSCB’nin 1989’da bölgeden çekilmesiyle Kuzey İttifak’ı Afgan devletinin temsilcisi olarak iş başına geçer. Peştunlardan kurulmuş olan Taliban’da tüm donanımı ile hazırdır ve 1996’da hükümet merkezi kabil taliban’ın denetimine girer. Bu tarih itibariyle Kuzey İttifak’I ile Taliban arasında kanlı bir iç savaş başlar. Peştun olmayanların oluşturduğu İttifak’da 2001’de öldürülen Tacik komutan Ahmed Şah Mesud, Özbek general Raşid Dostum, devrik Devlet Başkanı Burhaneddin Rabbani’nin isimleri öne çıkar.

2001’de ABD 11. Eylül Saldırıları’nın düzenleyicisi olarak ilan edilen El-Kaide ve onun lideri Usame b. Ladin’in Afganistan’da saklandığı gerekçesi ile Afganistan’a girer. Taliban devrilir ve 1996’da Taliban’ın Kabil’I ele geçirmesi ile Tacikistan’a geçen Rabbani ise 2001’den sonra sürgünden dönerek iş başına geçer. Ancak kısa bir sure sonra görevi Hamid Karzai’ye devreder. Rabbani 2011’de Taliban tarafından Kabil’deki evinde bombalı bir saldırı sonucu öldürülür.

El Kaide 11 Eylül Saldırıları’ndan sorumlu tutulan örgüt olarak lanse edilmiş, 2011 Mayıs ayında Ladin’in Pakistan’da yakalandığı ve dört saatlik bir çatışmanın ardından ele geçirildiği ve cesedinin okyanusa bırakıldığı söylenmiş ve medyaya fotoğrafları dağıtılmıştır. Fotoğrafın foto montaj olduğunun ortaya çıkması ile ajanslar tarafından toplatılmıştır.

Afganistan’da 2004 yılı itibariyle yeniden toparlanan Taliban, ABD ve müttefiklerine karşı yeniden direnişe geçmiş, 2009’dan sonra ise direniş kuvvetlenerek gerilla savaşına dönüşmüştür.

Hamid Karzai 2004 yılından beri cumhurbaşkanıdır. 2009’da yapılan seçimlerde Karzai’nin karşısındaki adayın çekilmesi seçime şaibe düşürse de aynı görevi sürdürmektedir.


EŞ ZAMANLI TARİH OKUMALARI III
1800-2000 TARİH ARALIĞINDA ORTADOĞU VII

LÜBNAN

1517’de Osmanlı toprağı olan Lübnan I. Dünya Savaşı sonrası Fransız mandası olur. 1943’te bağımsızlığına kavuşan Lübnan’da Araplar, Ermeniler ve Dürzilerin bulunduğu çok çeşitli etnik gruplar vardır. Fransızlar ayrılırken idareyi Hıristiyanlara ve Dürzilere teslim eder.

Etnik yapılanma 1948’de İsrail Devleti’in kurulmasıyla erozyona uğrar. 1948’den sonra bölgeye sığınan Filistinliler Arap nüfusun çoğalmasına katkı sağlar. 1970’de çoğunluk haline gelen Araplar iktidar mücadelesine başlar. Lübnan’da 1975’ten 1990’a kadar devam eden iç savaşta Müslümanlar ile Hıristiyanların mücadelesinde devreye Suriye ve İsrail’de girer. 1976’da destek gönderen Hafız Esad Hıristiyanlara yardım eder. FKÖ’nün Beyrut’ta yapılanması nedeniyle de İsrail Beyrut’u kuşatır. FKÖ Beyrut’u terk etmek zorunda kalır (1982). İsrail Devleti 1985 itibariyle kademeli olarak bölgeden çekilince Müslüman-Hıristiyan iç savaşı yeniden başlar. 1989 yılından sonra da FKÖ bölgede yeniden yapılanmaya başlar. 1991’de 150.000 Lübnanlının öldüğü iç savaş sona erer.

İç savaş sırasında 1985’te ortaya çıkan Hizbullah ise hem sivil hem asker kanadı olan Şii inançlı siyasi bir parti olarak ortaya çıkar. Kuruluş amacı olarak İsrail Devleti’nin ülkeden çıkarılması ve Ayetullah Humeyni’nin devlet yapısının örnek alınacağı bir düzeni belirler. Arap dünyası içinde yasal direniş örgütü, ABD, Kanada, İsrail ve Avustralya için terör örgütüdür.
İç savaşın sona ermesinin ardından 1992’de Refik el Hariri ülkeyi yeniden yapılandıran adam olarak iş başına geçer. Halk tarafından iki kez başbakanlığa seçilen Refik el Hariri’ye 2005’te bir suikast düzenlenir. Başlangıçta şüpheler Hizbullah üzerinde yoğunlaşsa da iç savaş sırasında yıllarca Lübnan’a kendi eyaleti imiş gibi davranan Suriye’nin eli olduğundan da şüphelenildi.

2009’da Lübnan’da göreve Saad Hariri geçti. 2011’de yapılan seçimlerde kaybedince % 68 oy alan Hizbullah’ın adayı Necip Mikati başbakan oldu.

Günümüzde halkının % 65’ i Müslüman, % 35’i Hıristiyan ve % 1.3’ü Dürzi’dir. Müslüman nüfus içinde Şiiler çoğunluktadır.

SUUDİ ARABİSTAN

Sultan Selim’in (1512-1520) 1516 Mercidabık ve 1517 Ridaniye Savaşları’nın sonunda Osmanlı Devleti sınırlarına dahil ettiği Suudi Arabistan toprakları, I. Dünya Savaşı’nın ardından, İngiliz ajanlarının yoğun olarak bulunduğu bir bölge durumuna gelir.

Henüz Osmanlı Devleti idaresi altında 1730’larda ortaya çıkan Vehhabilik hareketi 1745’ten sonra Suud Ailesi tarafından benimsenir.

Vehhabilik nedir?

Muhammed İbn-i Abdulvehhab’ın (1703-1787) İbn Teymiyye’yi merkeze koyarak kurduğu mezheptir. Mezhep gücünü Abdulvehhab’ın, yüzyıllardan çölde yaşayan Necid kabilesinin emiri Muhammed bin Suud’un himayesi altına girmesiyle kazanır (1744). Bu buluşma mezhebi bir devletin görüşünün temeli haline getirir.

Osmanlılar Vehhabilik ile mücadele eder ve oluşumu dağıtır. Ancak 1901’den sonra Osmanlı Devleti’nin yaşadığı sıkıntıların yoğunluğu sebebiyle ve İngilizlerin de desteği ile Vehhabilik yeniden ortaya çıkar. 1916’da İngilizler belli bölgelerin hükümdarı olarak Suud ailesini tanır.
Vehhabilikte dini anlayış tevhid etrafında yoğunlaşır. Peygamberin şefaat hakkına inanmaz ve velayeti inkar ederler. Kendilerinden olmayana kafir gözüyle bakar, namaz kılmayana ölüm cezası öngörürler. Amelsiz imanı küfür sayar, Kur’an ayetlerinin akılla yorumlanmasını reddederler.

Necid emiri Muhammed b. Suud’un oğlu Abdülaziz b. Suud 1925’te Mekke’yi ele geçirerek Mekke Şerifi Hüseyin B. Ali ve Haşimi ailesini yenilgiye uğratır ve sürgüne gönderir. 1926’da Hicaz Kralı olarak taç giyer. 1932’de topraklarının tamamını hükmü altına alarak günümüzdeki Suudi Arabistan Krallığı’nı kurar. Yeni kurulan krallığı resmi olarak ilk tanıyan Türkiye Cumhuriyeti olur.

1930 yılında Amerikan petrol şirketi Aramco Arabistan topraklarına gelir. 1938’de petrol çıkarılınca Suud ailesi büyük bir servetin sahibi olur.

Suud bin Abdülaziz (1953-1964), 1953’de babası Abdülaziz b. Suud’un ölümü üzerine 37 oğlundan biri olarak onun yerine geçer. Riyad Üniversitesi’ni kurar. Cemal Abdül Nasır’ın ‘’panarabist’’ tutumu nedeniyle Mısır ile sorunlar yaşanır. 1964’te aile içi bir darbeyle indirilir ve Cenevre’ye sürgün edilir1969’da Atina’da ölür.

Faysal bin Abdül Aziz (1964-1975) reform hareketleri yapmak ister. Panarabizm ve Panislamizm politikaları güderek Ortadoğu’nun lider ülkesi olmak ister. 1975’te yeğeni Faysal bin Musad tarafından sarayında öldürülür.

Halid bin Abdül Aziz (1975-1982) ülkesini Birleşmiş Milletlerde temsil eder, ülke savunmasına önem verir, Amerika Birleşik Devletleri ve Başkan Jimmy Carter ile yakın temaslarda bulunur.

Fahd Bin Abdülaziz (1982-2005) İbni Suud’un 37 çocuğundan biri ve krallığı yöneten dördüncü oğludur. Körfez savaşında ABD taraftarı bir politika izlemesi, Amerikan ordusuna üs kurma izni vermesi, Osmanlı kalesini yıktırması ile anılır.

Abdullah bin Abdül Aziz (2005- ) Özellikle 11 Eylül sonrası ABD ve NATO ülkeleri ile yakın ve ılımlı bir politika izler. Arap Baharı’ndan en az etkilenen Ortadoğu ülkesidir. Günümüzde Suudî Arabistan’ın dünyaya yatırım şeklinde dağılmış 450 milyar doları vardır.

BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ

Birleşik Arap Emirlikleri’nin Osmanlı Devleti toprağı olması ve I. Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere’nin hükmü altına girmesi Suud ile benzerdir. 1971’de İngilizlerden bağımsızlığını kazanan emirlik, yedi emirlikten oluşan bir federasyon ile idare edilir. Körfez ülkeleri içinde en liberal dış ticaret rejimine sahiptir.

UMMAN SULTANLIĞI

Bir Osmanlı eyaleti olan Umman I.Dünya Savaşından sonra İngiltere’nin bölgede yürüttüğü yapılanma içine dahil olan ülkelerden biridir.

Ülke 1970’den beri babası Teymur’u tahttan bir darbeyle indirerek yerine geçen Kabus b. Said tarafından yönetilmektedir. ABD ile sıkı ilişkiler, İran-Irak savaşında tarafsızlık, Körfez Savaşı’nda üs kurma izni, 1992’de Yemen ile sınır antlaşması ile anılır.

Umman halkı Haricilik’in kolu olan İbadilik mezhebine bağlıdır. Arap Baharı’nın rüzgarından etkilenen ülkede Kabus halkın isteklerine kısmen kulak vererek değişimin etkilerini dizginlemeyi başarmıştır.

YEMEN CUMHURİYETİ

Sultan Selim’in 1517 Ridaniye seferiyle Osmanlı eyaleti olan Yemen I. Dünya Savaşı’ndan sonra 1918’de İmam Yahya’nın yönetimine girer. 1962’de cumhuriyet olur. 1965’te İngilizler çekileceğini ilan eder. Mısır’ın desteğini alan Güney Yemen Kurtuluş cephesi ile Suud’un desteğini gören Ulusal Kurtuluş Cephesi arasında bir iktidar mücadelesi başlar. İngilizler 1967’de bölgeden çekilir.

Güney Yemen ve Kuzey Yemen olarak ayrılan ülkede 1990’da birleşme gerçekleşir ve 1975’ten beri Güney Yemen’de idareyi elinde bulunduran Ali Abdullah Salih 1990’dan sonra Yemen Cumhuriyeti’nin başına geçer. Körfez Savaşı’nda Saddam’a destek verir.

Yemen El-Kaide’nin yapılandığı ülkelerden biri olduğu gerekçesiyle sürekli ABD tarafından izlenir. New York Times gazetesi Irak ve Afganistan’dan sonra terörle mücadele için Yemen’de sessiz ve gizlice üçüncü bir cephe açtığını yazdı.

Arap Baharı’ndan etkilenen ülkede 2011-2012 ayaklanmasında Ali Abdullah Salih’i devirmek için gösteriler ve eylemler yapıldı. 2012’de seçimler yapıldı ve Ali Abdullah Salih’in yardımcısı görevi devraldı. Ancak iç savaş tehditi ve bölgede ABD gücünün varlığı devam ediyor.
Yemen’in mezhebi Hariciliğin bir kolu olan İbadilik’tir.

KUVEYT

1961’de Birleşik Krallık’tan ayrılır. 1990’da sınır komşusu Irak tarafından işgal edilir. 7 ay süren işgalin ardından ABD önderliğindeki koalisyon güçleri tarafından Irak bölgeden uzaklaştırılır. Irak çekilirken petrol kuyularını yakarak büyük bir çevre felaketine sebep olur. Savaştan sonra yeniden yapılanmaya giden ülke parlementer monarşi ile yönetilmektedir ve petrol rezervleri bakımından dünyada beşinci sırada bulunmaktadır.

BAHREYN KRALLIĞI

400 yıllık Osmanlı hakimiyetinden sonra I. Dünya Savaşı’nın ardından İngiliz egemenliğini yaşar ve 1971’de Birleşik Krallık’ın hakimiyetinden çıkarak bağımsızlığına kavuşur. Ülkedeki liberal ekonomi petrole dayanır. Arap Baharı’ndan etkilenen ülkede İnci Meydanı’nda gerçekleştirilen gösterilere karşı Birleşik Arap Emirlikleri ‘’düzen ve istikrarın korunmasına katkı’’ için asker göndermiştir.


EŞ ZAMANLI TARİH OKUMALARI III
1800-2000 TARİH ARALIĞINDA ORTADOĞU VI

LİBYA

I.Süleyman (1520-1566) ile Osmanlı eyaletlerinden biri haline getirilen Trablusgarp eyaletinde merkezi tam bağımlılık yerine ‘’dayı’’ denilen İstanbul’a bağlı ancak kendi içinde özerk birtakım idarecilerin varlığı bu bölgeyi imparatorluğun Mısır, Suriye gibi eyaletlerinden ayırır.

Trablusgarp eyaletinde kendi halinde yaşayan yerli halklara karşılık, geçiminin korsanlıkla çıkaran da bir nüfus bulunur, Osmanlı İmparatorluğu ile anlaşması olan gemilere saldırmazken, diğerlerine Akdeniz’de geçiş şansı bırakmazlardı. Eyaletin yönetimine dair değişiklik II. Mahmut (1806-1839) zamanında yaşanır. Libya’nın kontrolü tam olarak sağlanarak, eyalet tamamen merkezden idare edilen bir duruma getirilir.

1911 Libya’yı İtalyanların işgal ettikleri yıldır. Mustafa Kemal’in gazeteci kılığında bölgeye gidişi, Senusilerle işbirliği yapması, gözünden yaralanması ve bir ay hastanede kalması, Balkan cephesinin açılması sonucu Trablusgarp eyaleti cephesini kapatan 1911 Uşi Antlaşması’nın imzalanması dönemin önemli olaylarıdır. Antlaşmanın ardından adeta İtalyanlar tarafından köleleştirilen Libya’da bir halk kahramanı olan Ömer Muhtar (1862-1931) direnişi örgütlemeye çalışır ancak İtalyanlar tarafından yakalanarak asılır.

II. Dünya Savaşı’ndan (1939-1945) sonra Fransa ve İngiltere eline kalan Libya, BM kararı ile 1951’de bağımsızlığını kazanır ve İdris kral olur. 1959 yılında ise ordu içinde krallık rejimine karşı bir örgütlenme başlar. 1969’da genç subaylar arasından sıyrılan yüzbaşı Muammer Kaddafi (1969-2011) darbeyle krallık rejimini devirerek ‘’Libya Arap Cemahiriyesi’’ni kurar. Rejimin amacı sosyalist bir İslam devleti kurmaktır.

Kaddafi ülkenin tüm petrol rezervlerini millileştirmiş, İtalyan ve Yahudi azınlığın mal varlıklarına el koyarak, göçe zorlamış, Kıbrıs Barış Harekatı’nda ABD’ye kafa tutarak Türkiye’ye yardım etmiş, SSCB ile ilişkiler geliştirmiş, her çocuğun ücretsiz sağlık ve eğitim haklarını karşılayacak bir sistem geliştirmiş, ülkesini Afrika’da çocuk ölüm oranlarının en düşük olduğu ülke konumuna getirmiştir

1990’lı yıllardan itibaren Lokerbie faciasını bahane eden Amerika’nın ülkeye yönelik ambargo uygulaması bulunur. Arap Baharı ile birlikte başlayan süreçte Kaddafi’nin ve yakınlarının mal varlıklarına el koyan ABD, Fransa ve İngiltere’nin de tam desteği ile BM kuvvetlerinin 18 Mart 2011’de havadan askeri operasyon başlatmasına ön ayak olur. 22 Ağustos 20112de sağ olarak ele geçirilen Kaddafi çöl Bedevilerin vandalizmi ile linç edilir. Başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler sessiz kalır. Sadece uluslararası af örgütü olayın araştırılmasını ister ancak günümüze değin geçen süreçte bir soruşturma yapılmaz.

Libya’da bulunan etnik unsurlar; Araplaşmış Bedeviler, Saf Araplar, Bedeviler, Tuaregler ve Türkler’dir. Nüfusun % 50’sinin 15 yaşın altında olduğu Libya’da etnik çatışmalar Kaddafi’nin linç edildiği günden bugüne devam etmektedir.

MISIR

Mısır I. Selim’in (1512-1520) gerçekleştirdiği 1517 Ridaniye Savaşı ile Osmanlı toprağı olur ve 1922’ye kadar da bu durumunu korur. Bu süreç içinde 1798-1802 aralığında Napolyon’un işgalini yaşayan eyalette 1805’te Kavalalı Mehmet Ali Paşa (1805-1848), III. Selim’in verdiği vezirlik rütbesi ile 1805-1914 aralığında devam edecek olan Mısır Hidivliğini kurar. 1882-1922 yılları arasında Mısır İngiliz denetimi altına girer. Kavalalı ailesi 1914-1922 aralığında Mısır Sultanlığı adı ile anılır. İngilizler bu sultanlık sürecinde askeri bir işgal yerine farklı bir idari denetim biçimi geliştirirler.

1. Hidivi sembolik bir güç olarak yerinde tutma.. 2. Mısır’ın mali durumunun düzeltilmesi 3. Fransa’ya olan borçların ödenmesini teşvik.. 4. Milletlere kanalı savaş ve barış dönemlerinde açık tutma sözü.. 5. İngiliz danışmanların yönetimde belli konumları tutması

I.Dünya Savaşı’nın (1914-1918) sonrasında Saad Zaglul başkanlığındaki üç Mısırlı siyasetçi İngiliz hükümetine Mısır’ın bağımsızlığı konusunu konuşmayı önerir. Öneriyi reddeden İngilizlere karşı büyük çaplı halk gösterileri başlayınca Saad Zaglul’un önayak olduğu Vafd Partisi kurulur. II. Dünya Savaşı’nda (1939-1945) Almanya’nın saldırı ihtimaline karşılık İngilizler Vafd Partisine destek verir.

Bu süreç içinde Mısır’daki bir diğer önemli gelişme Hasan Benna’nın 1928 yılında kurduğu Müslüman Kardeşler Örgütü’nün kurulmasıdır. 1948’de İsrail Devleti’nin kurulması ve hemen akabinde gerçekleşen Arap-İsrail savaşı da bölgede Arap milliyetçiliğinin artışını destekler.

1952’de ordu içinde yapılanan ‘’Hür Subaylar Hareketi’’ 1922-1952 aralığında iş başında olan Mısır Krallığı yönetimine darbe düzenleyerek, krallık rejimini yıkar ve 1805’ten beri iş başında olan Kavalalı Ailesi sürecini bitirir. Muhammed Necip (1953-1955) Mısır’ın ilk cumhurbaşkanı olur.

İki yıl sonra Cemal Abdül Nasır Hüseyin (1956-1970) ikinci cumhurbaşkanı olarak iş başına gelir. Sosyalist İsalm Devleti için uğraşarak yönünü SSCB’ye çevirir. Süveyş Kanalı’nı millileştirir ve Asfan Barajı’nı inşa eder. İsrail Devleti ile mücadele etmesi için Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (1964) kurulmasında ön ayak olur. 1967 Altı Gün Savaşları’nda İsrail Sina Yarımadası’nı alır. 1970’de geçirdiği kalp krizi sonuç vefat eder.

Cemal Abdülnasır’ın yardımcısı Muhammed Enver el Sedat (1970-1981) Mısır’ın III. Cumhurbaşkanı olur. 1973 Yom Kippur Savaşı’ndan sonra 1975’te SSCB ile ilişkileri keser. ABD arabuluculuğunda İsrail Devleti ile masaya oturur. 1978’de imzalanan Camp David Antlaşması ile Sina Yarımadası’nı ve Nobel Barış Ödülü’nü alır. 1981’de düzenlenen bir suikast ile öldürülür.

Enver Sedat’ın Hava Kuvvetleri Komutanı Muhammed Hüsnü Said Mübarek (1981-2011) Mısır’ın IV. Cumhurbaşkanı olur. 1982’de İsrail’in Lübnan işgali nedeniyle geliştirilen ilişkiler sekteye uğrar ve Mısır yeniden Arap Birliği’ne dahil olur. 1987, 1993, 1999 ve 2005 seçimleri antidemokratik bir biçimde yapılır ve muhalefetin katılımı kısıtlanır.

Arap Baharı’nın Mısır’a da sıçramasıyla 2011 yılında çıkan ayaklanmalar sebebiyle istifa eder. Ülkeyi Savunma Bakanı Hüseyin Tantavi’nin başında bulunduğu askeri konsey yönetmektedir. Nisan 2012’de yapılan seçimlerde Müslüman Kardeşler Hareketi’nin siyasi kolu Hürriyet ve Adalet partisi %46 oy almıştır. Selefilerin Nur Partisi ise %23 oy ile ikinci olmuştur. Haziran 2012’de Tantavi hükümeti kazanan partiye yönetimi teslim edecektir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s